Author: Zehra Bural

Yazılıkaya Boğazkale Çorum

Son yıllarda beni bir Hititler merakı sardı. 2 sene önce Buket Uzuner‘in yazdığı Toprak – Uyumsuz Defne Kaman’ın Maceraları kitabıyla bu merakım başladı. Biraz da utancımdan çünkü benim için keşfetmek nedense hep yurt dışı seyahatiydi. 2014 yılından beri fırsat buldukça Anadolu’yu geziyorum. Toprak’ı okuduktan sonra internetten araştırıp fotoğraflarını incelediğim Yazılıkaya’ya 2017 yılında gitmek nasip oldu. Karadeniz’i gezdiğim Bukla Tur ile bu sefer Çorum’a gittik. Hem trekking yaptık hem de HititLerin izini sürdük. Bu sefer gitmeden, yine bir Hitit hayranı ve araştırmacısı Mahfi Eğilmez‘in Hattuşa’dan Kaçış ve Anitta’nın Laneti kitabını okudum. Mahfi Eğilmez’in internet sayfasını mutlaka incelemenizi tavsiye ederim. Hititler tarihini hikaye gibi anlatıyor ve harika bilgiler var. Muazzez İlmiye Çığ’ın Hititler ve Hattuşa İştar’ın Kaleminden kitabı da buradaki kazıları anlatan bir kitap. Son olarak çok basit bir dille bu bölgeyi anlatan rehber kitap Hitit Başkenti Hattuşa – Alacahöyük-Şapinuva‘yı buraları gezerken yanınızda bulundurun. Duvarlardaki kabartmaları teker teker anlatıyor. Ben de aşağıdaki fotoğrafların altlarındaki bilgileri bu kitaptan yazdım. Biz Boğazkale’deki Başkent Demiralan Hotel‘de kaldık, zaten çok da fazla opsiyonunuz yok. Çok konforlu bir konaklama beklemeyin ama mevcutun en …

Alâ Söğüş ve Meyhane Çeşme

Kasım 2016’da Veloturk Gran Fondo için Çeşme’ye gittiğimizde yarış sonrası Alâ Söğüş ve Meyhane’ye gittik. Çeşme Çarşı içinde minicik bir yer ama lezzet büyük. Sahibinin ismini hatırlamıyorum ama çok hoş bir hanımefendi ve mutfakta bizzat o var. Tabii böyle olunca çıkan mezeler ve yemekler çok lezzetli. Hayatımın ilk kuzu kelle söğüşünü burada yedim ve bayıldım. Ben sadece 2-3 foto çekmişim ama Alâ Söğüş instagram sayfalarından başka fotoğraflar aldım. Bizim gittiğimiz sezon kimseler yoktu ancak yazın gidecekseniz mutlaka rezervasyon yaptırın. Afiyet olsun… Alâ Söğüş & Meyhane 16 Eylül Mah. 3047 sok. 3/A Çeşme-İzmir Tel: 0 232 712 17 17      

Veloturk Gran Fondo Çeşme 2016

Amatör bisikletçilerin koştuğu uzun yol bisiklet yarışlarına Gran Fondo deniyor. Bir spor müsabakası olmasının yanı sıra bir sosyal sorumluluk hareketi kapsamında bisikletçiler bir araya geliyorlar. Mesafelere göre ‘Gran Fondo’, ‘Mezzo Fondo’ ve ‘Fondo’ olarak değişiyor. Avrupa’da koşulan bazı gran fondolar ise şöyle; Follina İtalya’daki Prosecco Cycling Classic, Bagneres de Luchon Fransa’daki La Ronde Picarde ve Santarém Portekiz’deki Tejo e Serras Granfondos. Türkiye’ye geldiğimizde Veloturk‘un Bir Çocuk Gülerse Dünya Güler sloganıyla, Türkiye’de bisiklet kültürünü yaymak, spora teşvik ve çocuklara bisiklet ulaştırmak amacıyla düzenlediği Gran Fondolar var. Geçen sene Erciyes ve Çeşme yapıldı. 2017’de Adana Gran Fondo yapılacaktı ancak son anda iptal edildi. Biz Murat ile geçen seneki (2016) Çeşme Gran Fondosuna katıldık. Şimdi size o hafta sonunu anlatayım. Bizim bisikletler karbon olduğundan ve benim taşıma çantam olmadığından İstanbul’dan tır ile nakliyeye verdim. Bahtsız bedevi olarak benim bisiklet daha tıra binemeden çalınmış ve bunu biz Çeşme’de konteynır açıldığında anladık. Neyse bana hemen bisiklet bulundu ve ben onunla yarıştım. Ancak kadro boyu biraz büyük geldi. Zaten moralim bozulduğundan hiç gran fondoda bisiklet sürme zevkim kalmamıştı ama yine de laylaylom sürüşe çıktım. 2016’da kısa …

Turgutreis Bodrum’da Yoga

Bu sene Temmuz ayında sevgili dostum Gülfem’in Turgutreis Bodrum’daki evinde kalıyorum. Bu tatilde sadece yüzmeyi hedeflemiştim ancak geldiğim hafta sitedeki 2-3 kadın toplanıp yoga yapacaklarını öğrenince hemen onların gruba dahil oldum. Gümüşlük’te yaşayan sevgili Menekşe Kahraman eşliğinde haftada bir yoga yaptık. Geçmiş yazılarımdan biliyorsunuz, ben farklı hocalarla yoga yapmayı çok seviyorum. Her hocanın kendine göre güçlü bir yanı var. Aynı asanaları farklı hocalarla yapmak çok hoşuma gidiyor. Menekşe’de en çok neyi sevdim? Zor asanaları onun sakin sesi eşliğinde yapınca bedeniniz güçlenirken ruhunuz dinleniyor. Menekşe hem özel ders veriyor hem de grup dersleri var. İletişime geçmek isterseniz email adresi meneksekaraman@gmail.com Görüşmek üzere… Namaste!          

Caddebostan Sahili’nde Piknik

Seneler önce DHL’in hediye ettiği piknik sepeti evimin baş köşesinde durur. Ancak gerçek anlamda 1 defa kullanmışlığım vardır. Nur ve Seçil ile Caddebostan Sahili’nde piknik yapmaya karar verince dedim, bu sefer onu da götürebilirim. Artık biliyorsunuz, benim Katunun önünde kocaman bir sepeti var. Bu sepet de tam ona uydu, hatta yanına bir çantacık daha koydum. Kozyatağı’ndan Caddebostan’a minnoş minnoş geldim. Sahil çok güzel, tadını çıkartmak lazım. Lütfen kalkarken tüm çöpleri kaldırın, çöp konteynırı doluysa en yakın boş konteynıra çöpünüzü atın. Bu sahil hepimizin, lütfen bulmak istediğiniz gibi bırakın. Görüşmek üzere…        

Sarıyer’de Sandal Sefası

Yine geçmişten bir yazı ile karşınızdayım. Ama çok tatlı bir gündü, mutlaka burada yerini alması gerekiyordu. 26 Kasım 2016 Pazar sabahı, benim bisiklet ekibi Uçan Tenekeler ilk önce Kadıköy’deki Beşiktaş İskelesi’nde, daha sonra tam kadro Beşiktaş’taki Üsküdar İskelesi’nde buluşup Sarıyer’e doğru yola koyulduk. İlk önce Beşiktaş’ta kahvaltı ettik. Kahvaltı ettiğimiz yer bol merdivenli ve bisikletleri alacak yeri olmayan bir kafe olduğundan biz de kendimizce çözümler bulduk, bakınız aşağıdaki fotoğraflar. Yol üstünde Yeniköy’deki Sedona Consept Bisiklet Cafe‘de kahve molası verdik. Maalesef Murat burada kendini iyi hissetmediğinden dolayı ayrıldı. Daha sonra onsuz devam edip Sarıyer Denizcileşme Merkezi‘ndeki sandalımıza vardık. Ne güzel değil mi? Sıfır karbon izi bırakan bir grubuz 🙂 Sandalla açılıp açtık rakıları, oh mis! Sohbet muhabbet harikaydı. 2-3 saat kaldıktan sonra döndük ve yine bisikletlerle, geldiğimiz yoldan eve döndük. Böyle “anlatılmaz yaşanır!” bir gün geçirmenizi diler, ne kadar keyifli olduğunu aşağıdaki videolardan izlemenizi tavsiye ederim. Basit hayat en güzeli, bisiklet ve sandal ve böyle tatlı dostlar! Görüşmek üzere…                                   …

Evde Şarap Yapımı

Hayatımın ilk şarabını 2016 yılında yaptım. Her şeyin ilkinde olduğu gibi bu üretimde de tecrübesizlikten dolayı aksaklıklar oldu ama 2017 yılında bunların çoğunu gidereceğiz. Yine de çok güzel bir anı olduğu için burada anlatmak istiyorum. 2017’deki farklılıkları da artık o yazıda yazarım inşallah. Bu arada önemli bir konuyu burada yazmak isterim. Ev yapımı şarap satışı kesinlikle yasak, aman ha satmaya kalkmayın. Kendiniz için en fazla 300 lt üretebiliyorsunuz. Maalesef bizi birisi ihbar ettiğinden Kadıköy Belediyesi zabıtaları kapımıza dayandı ama allahtan Bağdat Caddesi’nin ortasında kaçak üretim yapacağımıza inanmadılar. Zaten 2 tane yarım damacana şarap çıktı. Böyle tatsızlıklar yaşamamak için sakın 300 lt’den fazla yapmaya kalkmayın. Şimdi sıra sıra, tarihlerini de yazarak nasıl şarap yaptığımızı anlatayım. Önce üzümleri cibre haline getiren makinada eziyoruz. Bu makina hem üzümün saplarını ayıklıyor, hem de ezip cibre haline getiriyor. Bu cibreleri 20 kgluk yoğurt kaplarıyla taşıyoruz. (26 Eylül 2016) 10 gün boyunca cibreleri günde 2-3 defa tahta bir oklava ile karıştırıyoruz. Üzerlerine hava alacak şekilde tülbent veya bone geçirmeniz gerekiyor. Kapların altına mutlak leğen koyun çünkü 3. günde cibre taşmaya başlıyor. …